Yerli otomobil

Şu bir gerçek ki uzun yıllardan beri yerli otomobil hayalimiz var. Ancak yıllardan beri otomobil üretip satmamıza hatta Cumhurbaşkanı başkanımızın dediğine göre yıllık 30 milyar dolar gelir elde etmemize rağmen yerli bir otomobile sahip değiliz. Her ne kadar Muharrem İnce geçtiğimiz seçimlerde yerli otomobil için “zaman kaybı” desede bazı şartlar yerine getirilirse bu düşünceye katılmıyorum. Bunun açıklamasını yapacağım. Ancak öncelikle yerli otomobil hayalinin ne zaman başladığına dair bir kaç ufak bilgi vermeye çalışacağım.

Yerli otomobil hayali

İlk yerli otomobil hayali ülkemizde belki cumhuriyetin kuruluşundan itibaren vardı ve biliyoruz ki Mustafa Kemal her şeyin yerli üretimine önem vermesiyle bilinen bir liderdi. Yerli traktör, yerli uçak üretmek istemesi ve bununla ilgili girişimlerde bulunduğu da zaten bilinin bir şeydir. Ancak Ülkemizin ilk yerli otomobil deneyimi 60 darbesinden sonra Cemal Gürsel döneminde ve eğitimini Almanya’da tamamlamış bir mühendis olan Erbakanın da çabalarıyla 61 yılında oldu. Belki bir çoğumuz ilk otomobil deneyimimizi “devrim arabaları” ismiyle çıkan film sayesinde öğrendik. Tabi deneme sürüşü sırasında araçların çalışmaması da buna dahil. O zamanla ilgili çeşitli spekülasyonlar, dedikodular var. Belki arabalar bizim hatamız yüzünden belki de bir sabotaj sonucu çalışmadı, bunu şahsen bilemem ama bildiğim bir şey var ki bir çok insan bu başarısızlığa sevinerek “biz yapamayız” gibi öz güvenden eksik bir sözde bile olsa haklı çıktıkları için mutlu olmuştur. Yinede devrim arabalarına sahip çıkılmaması bir çırpıda rafa kaldırılması büyük bir hata olarak kayda alınması gerekiyor. Çünkü dünyanın en kötüsü dahi olsa bir şey sizin olduğu sürece onu geliştirebilir, istediğiniz gibi üretim yapabilirsiniz ama en iyisi dahi olsa size ait olmayan hiç bir şey üzerinde bir söz hakkına sahip olmaz ve istediğiniz gibi geliştiremezsiniz, kazanç elde edemezsiniz. O nedenle devrim arabalarının da üzerinde yeniden çalışılması ve zamanın liderleri elini taşın altına sokarak bu davadan vazgeçmemeleri gerekirdi. Yine de her şeye rağmen yerli otomobil hayali sona ermediğinden dolayı koç holding İsrail de bazı teknolojik ürünlerde kullanılan fiberglastan etkilenerek ford ile de anlaşıp desteğini aldıktan sonra 66 senesinde fiberglas gövdeye sahip Anadol’u çıkardı. Anadol kendi döneminde, kendi serisinde hem aile, hemde spor araç olarak günümüzdeki köklenmiş bir çok markayı geride bırakacak özelliklere sahipti ama ne hikmetse fiberglas gövdenin at ve eşşek gibi hayvanların yediği dedikoduları çıktı. Bir anda ağır eleştiri yazılarının hedefi haline gelirken bir çok alanda alay konusu oldu ve bir süre sonra dayanamayarak Anadol’un yeni versiyonları çıkarılmadı ve hikayesi bitti. Anadol dan sonra ise 77 yılında Murat124 ve ardından Fiat 131 mirafiori’nin Türkiye uyarlaması olan Murat 131 üretilmeye başlandı. Bir süre sonra ise araç geliştirilip güncelleştirilerek bu gün Kartal, Şahin, Doğan ismiyle bildiğimiz kuş serisi üretilmeye başlandı ve bu araçların üretimi de 90 larda sona ererek yerli otomobil üretimimiz durdu. Şimdilerde ise kuş serisi Afrika’da üretilirken fanatiklerinin kullandığı bir otomobil olma özelliğine sahip oldu. Aile arabası serisinde yerli otomobil konusu Cumhurbaşkanımızın dile getirmesiyle ile bir kaç sene öncesinde yeniden gündeme gelerek önem kazandı. Ancak her ne kadar büyük firmalaradan yeniden yerli otomobil üretmeleri istensede istenilen cevap yerine “çok maliyetli olur” cevabı alındı. Senelerden beri konuşulan yerli otomobil üretilir mi, nasıl üretilir? Bunu zaman gösterecek…

Öz güven eksikliğimi? Rahata düşkünlük mü?

Toplum olarak bir şeyler üretmek konusunda istekli olmadığımız gibi üretenleri de baltalamaya çalışıyoruz. Yanlış anlaşılmasın biz yıllardan beri otomobil dahil bir çok ürünü üretiyoruz. Bu konuda da çok başarılıyız hatta bu gün Bursa’daki otomotiv fabrikalarını dolaşıp her birinden bir kaç parça alsanız kendi otomobilinizi bile üretirsiniz. Ama enim kastettiğimi kendimize ait bir ürüne sahip olmamamızdır. Her zaman başkalarının işçiliğini yapmaya istekli, sorumluluk almaktan kaçan, yenilik yerine eski olanı üretmeye devam eden, kendini aşağılayıp yabancıları yücelten bir yanımız var. Bunun sebebi kendimize mi güvenmiyoruz yoksa rahatımızamı düşkünüz. Ben yapamam mı diyoruz yoksa bir şeyler yapmak isteyenleri baltalamamızın sebebi “o yaparsa bende yapmak zorunda kalırım” düşüncesi midir? Bilmiyorum ama bir Sovyetler, 2. Dünya savaşında yerle bir olan Japonya, 2 dünya savaşı görüp yerle bir olan Almanya, hatta sanal ödeme sistemi paypalı bulup sonra satıp geliriyle 3 farklı şirket kuran Elon Musk kadar olamıyoruz. Sovyetler tek başına Avrupa ve Amerika ile yarıştı a’dan z’ye her şeyini kendi üretti arabaları Demir’den ve o kadar kötüydü ki 100 kilometre üstüne gittiğinde kontrol etmek için insan üstü güce sahip olmak lazımdı. Japonya ikinci dünya savaşına girerken 1 senede zamanının en iyi Avcı (savaş) uçağını yardım almadan üretti ve 1 senede seri üretim yaptıktan sonra Amerika’yı yerle bir etmiştir. 2 nükleer bomba yedikten sonra bile çalışarak dijital teknoloji alanında dünyanın en büyüğü olmayı başardı. Almanya ise ikinci dünya savaşına hitlerin “herkese bir araba” kampanyasıyla ekonomisini düzelttikten sonra girdi yerle bir oldu ve savaştan sonra Amerika’nın yardım paketiyle sanayi üretecek ağır sanayiye yatırıp yapmasıyla yeniden araba üretti. Dünyanın en iyi arabaları Almanya’da üretiliyor. Elon musk paypalı sattıktan sonra enerji, otomobil ve uzay sektörün de olmak üzere üç şirket kurdu ve elektrikli araba ile roket üretip uzaya gönderdi. Bunun için onlarca sene harcamadı bir kaç sene içinde başardı bunları. Biz ise senelerden beri yerli otomobil üreteceğimizden bahsediyoruz. Hala bahsediyoruz.

Yerli otomobil nasıl olmalı

Yerli otomobil Muharrem ince’nin dediği gibi “zaman kaybı” olmaması için Elon Musk’ın yaptığı gibi yüzde yüz elektrikli belki en fazla bor ile çalışan motora sahip olması gerekiyor. Gelecek yüzyılda bizim gibi fosil yakıtların da olmayacağı artık bir sır değil. Amerika, Afrika ve latin Amerika’da ki petrol zengini ülkelere ambargo uygulayarak veya yöneticilerini ele geçirerek petrollerini sonra kullanmayı hedeflerken bizim hala fosil yakıtla çalışan otomobil üretmemiz zaman kaybı olur. Şu bir gerçek ki otomobil bizim en önemli ulaşım araçlarımızdan biri ve neredeyse vazgeçilmez. Eğer elektrik veya bor ile çalışan bir motora sahip otomobil yaparsak geleceğe yatırım yapmış oluruz. Hava, gürültü kirliliğinin, paramızın dışarı akmasının önüne geçmiş, insanlarımız için yerli alternatif sunmuş hatta büyük bir gelir elde edebiliriz. Bunun için biraz istek, gayret ve çalışma malzemelerine ihtiyacımız var. Eğer başarıya giden yolda ayağımıza batan ilk diken ile geri dönersek o yolu başkasının eşekliğini yaparak geçeriz ama bizim ödülümüz yol boyunca sopa yemek ve bir avuç saman olurken eşşekliğini yaptığımız ise her şeye sahip olur. Başkalarına özenmek yerine Çin’in yaptığı gibi zayıflıklarımızı gidermemiz, dezavantajlarımızı avantaja çevirmemiz lazım. Bu nedenle kendimizi tanımalı, geleceğe yöneli hayal kurmalı ama hayalperest değil mantıklı olmalıyız. Kendi ürünlerimizi üretip zor da olsa markalaşmalıyız.
Her şey için.
Çalışmak çabalamak lazım, yılmadan mücadele etmek lazım. Toplumumuz her ne kadar yeniliğe açık değilse de yenilik geldiğinde veya siz yeni bir şeyi başardığınızda sizi sırtında taşıyacak, yolunuzu takip edeceklerdir. Ancak yinede dikkat etmek gerekir en ufak hatanızda üstünüze basmaktan da çekinmeyecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir