Sorun nedir

Hayatınızda her hangi bir şey yanlış gidiyorsa öncelikle yapmanız gereken “sorun nedir” sorusunu sormanız ve sonra cevapların peşine düşmektir. Hayatınız için bile bunu yapmanız gerekliyken milyonlarca insanın hayatını etkileyen ekonominin kötüye gitmesinde sorunun ne olduğuna bakmanız gerekiyor.
Bizim ülke olarak ekonomimizin kötüye gitmesinin, çarklarının işleyememesinde ki sorun nedir?
Sorunun tespiti çözümün yarısıdır derler ancak yetkililer bunu ya bilmiyor yada sorunu gerektiği gibi doğru şekilde tespit edememiş olacaklar ki firmalara kredi yoluyla 2019 yılının ilk 3 ayında 60 milyar lira dağıttılar. Hayır sizin kafanızı sayılarla doldurup ben çok şey biliyorum ama siz anlamazsınız havalarına girmeyeceğim. Burada önemli olan herkesin anlayacağı dilde anlatmak ve herkesin işin mantığını kavramasıdır.
Yetkililer neden firmalara 3 ayda kredi yoluyla 60 milyar lira dağıttı? Çünkü yetkililer ekonomide ki sorunun talep de değil arzda olduğunu sanıyor. Belki insanlarımızın parayı yastık altında sakladıklarını, gizli zenginlerimizin olduğunu falan sandıkları için sorunun üretip arz etmede olduğunu düşündüler. Ancak asıl sorun halkın firmalar tarafından piyasaya arz edilen ürünü alacak güçlerinin olmamasıdır. İnsanların alım gücü düştükçe temel ihtiyaçları karşılamakla yetinmeye yönelerek tasarruf yaparlar. Bu da ekonominin temelini oluşturan alışveriş oranını düşürüyor.
Bakın, ülkemizin sorununu iyi tespit edip anlamak ancak ekonomik yapımızı iyi bilmekten geçiyor. Bizim ekonomimiz dışarıdan ithal edilen hammadde veya yarı işlenmiş mal olarak ifade edilen ürünlerin ülke içinde bazı işlemlerden geçirilerek yine iç pazara sürülmesinden oluşuyor. Çok az bir kısmı hatta oldukça az kısmı yurt dışına ihraç ediliyor. İthal edilen hammadde veya yarı işlenmiş mal döviz ile alınıyordu. Döviz dediğimiz sadece dolardan ibaret değildir. Tamam dolar da bir dövizdir ve en yaygın olarak kullandığımız döviz çeşididir. Ve düşünün bu dövizde 3 aylık kısa bir sürede olağan üstü bir yükselme oluyor. Dolar 2 liradan 6-7 liralara çıkıyor 5 liranın altına düşmüyor. Bu maliyetlerin en az iki kat arttığını gösterir. Firmalar zarar etmemek ve hayatlarını devam ettirmek için maliyetleri fiyatlara yansıtmak zorunda kalır. Bu da piyasa fiyatlarının artmasına neden oldu. Pazara çıktığınızda, ki Pazar’dan kastettiğim sadece semt pazarı değil. Ürün satışlarının yapıldığı her türlü platformu bu pazar kavramının içine alabiliriz. Fiyatların nasıl yükseldiğini artık içinde bulunduğumuz dönemde daha iyi görüyoruz.
Şunu bilmemiz gerekiyor ki insan hareketleri o kadar da anlaşılmaz değildir. Genel olarak durumlara göre verdikleri tepkiler benzerdir. O halde Ekonomimiz ithal edilen hammadde ve yarı işlenmiş ürünleri ithal edip işleyerek veya montaj yaparak iç piyasaya sürüyor ve ithal ettiği ürünlerin büyük bir kısmını dolar ile alıyorsa dolardaki herhangi bir değişim iç piyasadaki fiyatlarda da değişim anlamına gelir. Fiyatlar artınca insanların alım gücü düşer. Alım gücü düşen insanlar kaygılanır ve kaplumbağanın yaptığı gibi kendi içlerine çekilirler. Daha az harcama yapar, daha fazla tasarruf yaparlar. Tasarruf iyidir tabi ancak ekonominin büyümesi için insanların daha fazla harcama yapması, daha fazla ürün almaları gerekiyor ki ekonomi insanlar için ürün arz etmeye devam etsin. İnsanlar ürünleri talep etmediklerinde firmaların fabrikalar da ki ürün stokları artar. Fabrikalar siparişleri hemen karşılamak için yaptıkları stoklarda gereksiz ve anormal bir artış olduğunu gördüklerinde önceliği üretime değil pazarlamaya verirler. Stoklar eritilmediği taktirde üretim yapmak israf ve zarardan başka bir şey değildir, bilirler. Stoklar gerekli ama her şeyde olduğu gibi her şeyin fazlası zarardır. Firmalar üretimi hemen durdurup fabrikayı kapatmazlar. Üretimi azaltırlar. Bunu da kalifiye elemanları seçerek çürük olarak gördüklerini veya tazminatını karşılayabilecekleri insanları çıkararak yaparlar. Yeni sipariş gelmeden üretim yapmak istemezler. Firmalar insanları işten çıkardıklarında gelir düzeyi düşer. İşten çıkarılanlar da sonuç olarak alış veriş yapan insanlar olduklarından gelecekte iş bulamama kaygısıyla aşırı ve gereksiz tabir ettikleri harcamalardan vazgeçerek temel ihtiyaçları karşılama yoluna gider. Bu pazardaki ürünlerin daha az satılmasına veya hiç satılmamasına sebep olur. Pazardaki ürünler satılmadığında firmaların stokları artar, üretim durur, işçi çıkarılır, işsizlik artar, gelir düşer, alışveriş azalır, stoklar artar ve bu bir kasırga gibi devam eder. Burada kasırganın önüne geçilmesi için öncelikleri maliyetleri düşürecek yatırımların yapılması ve insanlara devletin krizden çıkana kadar yeni iş alanaları sağlaması gerekir. Bankalar yoluyla firmalara para dağıtmak sorunu çözmez. Çünkü firmalar ürün verdikleri insanların ürünlerini satamamasına bağlı olarak tahsilat yapamamış ve aldıkları kredileri ödeyememişlerdir. Konkordato ilan edilmesinin sebebi de budur. Verilen yeni krediler de daha önce alınan kredilerin taksitlerini ödeme de kullanılacağından dolayı yeni bir batık kredi durumu ortaya çıkacaktır. İlk 3 ayda firmalara verilen 60 milyar lira insanlara verilseydi daha faydalı olurdu.
Tabi ki de yapılması gereken çok fazla adım var. Ancak ekonominin bu duruma gelmesi biraz da ülkeye duyulan güvenin yerle bir olmasından kaynaklanıyor. Hayır biraz değil. En temel sebebi budur. İthal girdi maliyetlerini indirmek için kullandığımız döviz çeşidi olan doların maliyetini düşürmek gerekiyor. Bunun için yatırımcıların ülkeye gelmesi gerekiyor. Bunun için yatırımcılara bu ülkede adalet, mülkiyet hakkında güvence, hukukta bağımsızlık, güvenlik konularında kendimizi inandırmamız gerekiyor. Ancak bu yolda atılan bir adım şu an için görülmüyor. Tabi doların maliyetinin düşürülmesi kısa vadede atılacak bir adımdır. Uzun vadede atılması gereken adımların başına ithal ikame edici yani ithal edilen ürünlerin ülke içinde üretilmesi için yatırım yapılmalıdır. Yoksa bu gün sorun halledilmiş olsa bile 5-10 sene sonra yine aynı sorun kapımızı kırıp evimizi basacaktır. Bu işler bağırmakla, çağırmakla, dalga geçip küçümsemek veya yapacağız edeceğiz demekle olmaz. Akıllı ve soğuk kanlılıkla atılan doğru adımlara ihtiyaç varıdır. Yoksa ekonomide ki ithalatın kısa sürede 20 milyar dolar kadar azalması artık ithal etmeyip içeride ürün üretmemizden dolayı değil. Ülkedeki ithalat yaparak üreten firmaların artık üretim yapmadığı veya üretimi azalttığı anlamına gelir. Bu da ekonomimizin daralıp küçüldüğünü gösterir.
Son olarak şunu söylemek lazım. Tarımdaki durum ithalat ve girdi maliyetlerindeki artışlarla da alakalı olmak ile beraber üretici sayısının azlığından kaynaklanıyor. Tarımdaki maliyetler zaten uzun süredir kendini devam ettiriyordu. Ancak son bir kaç yılda atılan kasıt olduğunu düşündüren adımlar sebebiyle yıkılmaya yüz tutmuştur.
Yinede enseyi karartmamak gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir