Milliyetçilik tehlikesi

Milliyetçilik Tehlikesi çok ciddi bir konudur.  Bu konuya nereden başlayacağımı veya nasıl bir giriş yapacağımı gerçekten bilmediğimi ifade eden bir başlangıç yapmayı doğru buldum. Milliyetçilik öyle derin ve kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen bir tanıma sahip ki tam olarak “budur” diyemiyoruz. Aslına bakarsanız son yüzyılda bir çok şeyin içinin boşaltıldığını düşünürsek hiç bir şey için “budur” diyemeyiz sanırım. Ben elimden geldiği kadar bu konuyu açıklamaya çalışacağım. Tabi bu da benim kendi araştırmam, gözlem, kendi özel yargı ve düşüncemden ibarettir. Bu düşünceme katılmak zorunda değilsiniz. Saygı duymanızı da beklemiyorum. Giriş bölümünü bu şekilde atlattığımıza göre isterseniz milliyetçiliğin tarihine geniş bir açıdan bakalım.

Milliyetçiliğin tarihine baktığınızda Fransız ihtilalinden, öncesine gitmeniz gerekiyor. Tabi salt olarak ilk milliyetçilik kavramı Fransız ihtilali sonrası çıkmış ve içinde Osmanlı’nın da olduğu bir çok farklı millet den oluşan devletlerin yıkılmasına zemin hazırlamıştır ama oraya biraz daha var.

Milliyetçilik Fransız ihtilalinden önce bazı toplumlarda ırkçılık, bazılarında kabilecilik olarak adlandırılmış bir düşüncedir. Aslında ikisi de aynı anlama gelir. Kabilecilik belki pek duymadığınız bir kelimedir ama ırkçılığın ne anlama geldiğini hemen herkes iyi bilir. Kabilecilik de Arap toplumlarında kullanılan kelimedir. Milliyetçilik öncelikle kendi aileni, sonra sülaleni, sonra aynı yerde yaşayan soydaşlarını korumaktan gelir. Dünyada sadece Türk milletçiliği de yoktur. Bunun Alman, Rus, İngiliz, İtalyan, Fransız hatta bir millet olmayan Amerikalıların bile bir milliyetçilik olayı vardır. Tabi herkes övünülen, taktir edilen ve üstün meziyetlere sahip bir milletin üyesi olduğunu bilmek veya düşünmek ister. Siz ne kadar hakaret etseniz de farketmez sonuçta o kendini ve milletini her zaman bardağın dolu tarafından görmek isteyecektir. Zannetmeyin ki sırf siz bir millete hırsız veya katil gibi aşağılayıcı şeyler söylediniz diye oturup ağlayacak veya size gelip yalvaracak… Her toplumun övündüğü, insanların gözüne sokmayı sevdiği bir özelliği vardır.

Milliyetçilik bir açıdan yozlaşıp, asimile olmayı önleyici bir gücü de vardır. Ancak bu bir milletin içinde azınlık olarak yaşayan bir milletin işine yarayan bir şeydir. Bir çoğunuz bilmez, belki de bilir. Azınlık halinde yaşayan milletler evlilik olaylarında dışarıdan hiç kimseyle evlenmez, tamamen kapalı bir şekilde yaşarlar. Akraba evlilikleri yapılır, kendilerinden olmayanlarla yakınlık kurulmaz, konuşurken bile bilgi verilmemesi için dikkat edilir, dışarda hangi dilde konuşulursa konuşulsun evde kendi öz dillerini konuşurlar ve çocuklarına da öğretirler. Bunun gibi çok şey vardır ancak son zamanlarda çok fazla dillendirilen ve neredeyse tarihi çarpıtacak şekilde kullanılan Türk milliyetçiliği sandığımız gibi Hunlar’a, Göktürkler’e kadar gitmez. Bizde ki Türk milliyetçiliği 2. Abdülhamit tarafından Avrupa’ya eğitim için gönderilen öğrencilerden biri olan ve sonrasında Osmanlı Genelkurmay başkanlığını yapan Enver Paşa’ya dayanır.

Hayır eski Türklerde milliyetçilik kavramı zannettiğimiz boyutta değildi. Tabi ki de ilkel bir düşünce olan milliyetçilik veya ırkçılık ki bana göre her ikisi de aynı anlama gelir. Milliyetçilik sadece biraz allı pullu halidir. Türkler hiç bir zaman milliyetçilik adı altında bir şey yapmış değiller. Zaman zaman bir liderin etrafında toplanıp devlet kurdukları ve büyük başarılar elde ettikleri doğrudur ama bu bizim tamamen güvendiğimiz, güçlü birinin yanında durmamızın gereğini hissetmemizden kaynaklanır. Milliyetçilik hiç yoktur diyemem ama bu gün ki gibi tüm Türkleri tek çatı altında toplamak yani Turancılık fikrinin yaygın olduğunu hiç görmedim. Bunun aksine ilk zayıflık belirtisinde merkeze baş kaldırıp kendi hakimiyetini ilan etme olayını çok gördüm. Bu günkü anlamda, Turancılık dedikleri bir milliyetçilik tarihte pek yoktur. Eski Türklerde kabilecilikle aynı seviyede olan bir boy’culuk vardı. Herkes kendi boy’unu büyütüp geliştirmeyi düşünüyor ve bunun için çalışıyordu ki o zamanlar için bakılırsa çok da kötü bir şey değil. Ancak Turancılık seviyesinde olmayışının en büyük göstergesi bir çok Türk’ün Asya’da Çin’in içinde, Ortadoğu’da Arapların içinde, ve Avrupa’da romalıların içinde asimile olup yok olmasıdır. Biz baskın bir kültüre sahip olmadığımız için diğer kültürlerden çok fazla etkilenip o kültürü kendi kültürümüz gibi kabul edebiliyoruz. Milliyetçiliğin kendi kültürünü korumak anlamına da geldiğini düşünürsek başka kültürü kendi kültürümüz olarak kabul etmemiz, milliyetçilik kavramını herkesin kabul edip benimsemediğini gösterir.

Şu an hali hazır da Macaristan da Türklerin kurduğu bir devlettir ama asimile oldukları için Türklük hiç bir şekilde umurlarında değil, tabi ileride siyasi bir çıkar söz konusu olursa durum değişir. Doğu Türkistan’daki Türklerin de zaman zaman gündeme gelme sebebinin de Amerika’nın Rusya’nın dostu konumunda olan Çin’e baskı uygulamak için kullandığı da ortaya çıkmıştır. O meşhur kadının Amerika’da eğitim görüp yaşayan bir ajan olduğunu da konuyla ilgilenip duymayan kalmışmıdır?

Milliyetçiliğin Türk İslam tarihine bakarsak Selçuklu da Bile çok önemsenmediğini görebiliriz. Sadece yıkılacağını anladığında Kayı boyuna veliahtlık göstergesi olarak bir sandık içinde Mehterin de temelini oluşturan bir kaç çalgı aleti ve sancak göndermiştir. Diğer yandan Memlüklüler gibi Ortadoğu ve Arap coğrafyasında kurulan bir çok devletin sadece yöneticileri Türk’tür. Halkın geneli Araplardan oluşmuştur. Osmanlı’ya gelecek olursak milliyetçi ve Turan derdinde olmadıklarını kendileri gibi bir Türk devleti olan Timur devleti ile savaşmasından anlayabiliriz. Diğer yandan Osmanlı yönetiminde Fatih Sultan Mehmet Han önce İstanbul’un Fethini engellemek isteyen Türk sadrazamını emekliye ayırmış ve Türk yönetimini de etkilememesi için yönetime bir daha Türklerden oluşan birinin alınmamasını istemiştir. Sonrasında yine bir Türk boyu olan Karamanoğlunlarıyla yapılan savaşlar milliyetçiliğin çok da umursanmadığını göstermez mi?

Konu biraz uzun gibi görünebilir ama emin olun çok kısa yamaya çalıştım ama asıl konuya, Fransız ihtilali sonrası milliyetçiliğe gelmedik.

Fransız ihtilali sonrasında dünyaya bir çok fikir yayıldı bunlardan biri de milliyetçiliktir. Tabi bu durum çok milletli Osmanlı gibi bir çok devleti etkiledi ve bir çok millet ilk fırsatta ayrılığını ilan edip kendi devlet kurmak istedi. Başaranlar oldu, başaramayanlar oldu, hala savaşanlar var. Bu milliyetçiliğin Osmanlı’ya ne kadar zarar verdiğini, Osmanlı’nın yıkılmasından sonra kurulan ülke sayısı ve ülkelerin isimlerinden anlayabilirsiniz. Bu Osmanlı’nın yıkılmasını sağlayan tek sebep değildi ama etkisi büyük olmuştur.

 

Türk milliyetçiliği ise Osmanlı dağılma sürecine girerken, dağılmayı önlemek ve herkesi bir yerde toplamak için ortaya çıkan İslamcılık, Osmanlıcılık gibi bir düşüncedir. İlk ve en büyük temsilcisi Enver Paşadır. Allah şahit bunun içinde belki en samimi şekilde mücadele edende kendisiydi. Türkiye Cumhuriyetin de ise Milliyetçiliğin yükselişi Nihal Atsız ve Alparsalan Türkeş’le oldu ama onlarda bir süre sonra fikir ayrılığına düştüler. Türkiye’de ki milliyetçiler genelde bilmeyerek de olsa bazı cemaatlerle beraber Amerika’nın koministleri bastırmasında, bazı darbelere zemin hazırlamanmasında ve bölme olaylarında ateşe kürekle gitme konularında kullandığı bir araç olmuştur. Bunun hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz Türkiye de yapılan darbeleri incelemenizi tavsiye ederim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir