Dış ticaret açığı

Doların yükselmesiyle daha çok gündeme gelen ve popülerliğini koruyan dış ticaret açığı ne ve bize etkisi nedir? Neden dolar ile ilgili olduğu ayrı bir konu olsada ülke olarak ticaret yaparken genelde kullandığımız para birimi olmasından dolayı bu yazıda onada değinmek zorundayız.
Öncelikle dış ticaret dediğimiz şey ülke olarak uluslar arası mal piyasasında yaptığımız ticarette yaptığımız zararı ifade ediyor dersek herhalde yanlış olmaz. Çünkü ihracat ve ithalatın arasında ki negatif farktır.
Dış ticaret açığı önce, dış ticaretin ne olduğunu ve nasıl yapıldığını anlatmamız gerekir ki olay tamamen ticaret yeteneğimizle alakalıdır.
Bu konuyu ülke düzeyinde değilde herkesin anlayabileceği aile düzeyinde anlatmamız daha doğru olur.
Dış ticareti şöyle düşünün. Ticaret ile uğraşan bir ailesiniz ve ailenizin toplam 100 liralık bir parası var. Bu para sizin günlük cebinizde olan para diyelim. Aile içinde sürekli el değiştiren toplam para miktarı gibi düşünün. Aile olarak bir ürün üretiyorsunuz ve her gün bu üründen 10 liralık satış yapıyorsunuz. Her gün 10 liralık satış yapıyorsunuz ama günlük olarak gideriniz, harcamalarınız, maliyetiniz en az 11 lira oluyor. Bu durumda 1 lira zarardasınız ve bu zararı fazladan cebinizdeki 100 liradan karşılıyorsunuz diyelim. Böylelikle toplam 100 liradan 99 lira kalıyor. Bu bir ay boyunca devam ediyor ve her gün 1 lira zararla ticaret yapıyorsunuz. Ay sonunda ise cebimizdeki para 100 liradan 70 liraya düşüyor. Yani fakirleşiyorsunuz. Bu durumda doğal olarak bunun sebebini arar ve günlük harcamalarınıza bakarsınız. Belki siz değil ama aileden biri gereksiz, aşırı bir harcama yapıyor. Öncelikle harcadığınız parayı azaltmak için tasarruf ve kemer sıkma politikasına başvuracaksınız. Geziyorsanız gezmeyeceksiniz, son model telefon almak yerine ikinci el veya daha düşük model telefon alacaksınız, araba kullanıyorsanız ya toplu taşıma yada benzinliyse tüp taktıracaksınız. Bir şekilde harcamayı azaltmaya çalışacaksınız. Bu ve bunun gibi maliyeti düşürücü tedbirler alacak veya daha fazla satış yaparak kar elde etmek için üretim çabası içerisine gireceksiniz. Cebinizde ki parayı yatırım amaçlı kullanacaksınız. Bunların hiç birini yapmadınız taktirde ne olacak? Bir şekilde hayatta kalmak zorundasınız. Lüks yaşamınızdan vazgeçmiyor, üretim yapmak istemiyorsanız atalarımızın da dediği gibi hazıra dağ dayanmaz. Sonunda iflas edersiniz. Eğer üretim yapıp daha fazla satış yaparak giderinizi karşılamaya çalışırken aynı zamanda tasarruf etmez gelirinizin artmasıyla lüks yaşama seviyenizi de arttırmaya devam ederseniz sürekli gideriniz gelirinizden fazla olur. Bir süre sonra bu giderde ki açığı kapatmak için varsa yastık altındaki doları bozdurur, bilezikleri satarsınız veya konu komşu, yakın akrabadan borç alarak bir şeyler yapmaya çalışırsınız. Tabi bu bile size bir fırsat ve biraz zaman kazandırsa da aynı kafayla devam ettiğiniz sürece dolar ile altınınız biter, alacaklılar kapınıza dayanır. Bundan sonra zaten ne yaparsanız yapın birinin veya birilerinin kapısında köle olmaktan kurtulamayacaksınız. Bu aile örneği bazı farklılıklarla beraber bir firma ve ülke için geçerli bir durumdur.
Firmalar bazında bu durum hammadde ile ara mal ihtiyacının karşılanması için harcanan gider yani maliyet ve üretilen üründen elde edilen gelir, yani kar olarak gerçekleşir. Firmalar tüm maliyetlerini müşterilerine yansıtarak kurtulmaya çalışır ama yinede ürünlerinin satışını sağlamak için fiyatı düşük tutmaları gerekir ki bu da düşük maliyetle mümkündür. Ülke bazında ise her şeyin tek suçlusu devlet değildir. Bir devlet iç piyasada ihtiyaç duyulan mesela buğday diyelim, ürünün azaldığını gördüğünde ve yeterli üretim yapamayacağını düşündüğümde o buğdayın ithalatındaki gümrük vergisin de değişiklik yaparak indirir. Yabancı ülkenin buğday ihracatçıları ise zaten sürekli yeni bir pazar aradıkları için bu vergi indirimini görünce hemen ülkeye gelir araştırma yaparlar. Buğdayı ya ülkenin ithalat işi ile ilgilenen şirketiyle anlaşarak ülkeye sokarlar veya ülkede firmalarının temsilciliklerini kurarak bizzat kendileri satar. Bunun diğer bir yolu ise buğdayda meydana gelen vergi indirimini gören ithalatçı firmalar buğdayın nerede ucuz ve mümkünse kaliteli üretildiğine bakarlar. Sonrasında ise en uygun ülkeden buğdayı getirirler. Bu buğdayın parasını devlet kendi cebinden ödemez. Bunu buğdayı işleyecek olan fabrika sahipleri öder ve ödedikleri bedeli de tüketiciye yansıtırlar. Yani dolaylı yoldan yine para halktan çıkar. Şunu söyleyebilirsiniz parayı devlet ödemiyorsan, biz ödüyorsak Dış ticaret açığı niye oluşuyor. Biz kazanıyoruz ödüyoruz. Olabilir bu parayı siz ödüyor olabilirsiniz ama sizin ödediğiniz para ülke içerisinde dolaşan para miktarının azalmasına sebep oluyor. Bunun ne demek olduğuna gelirsek bir ülkede piyasalarda dolaşan paranın azalması paranın dengesiz bir şekilde değer kazanmasına sebep olur. Eğer devlet bunu kendi rezervinden bankalar yoluyla piyasaya para sokarak önlemediği taktirde bir süre sonra piyasada likidite yani harcanabilir para kıtlığı görülür ve kriz ortaya çıkar. Devlet dövizi kadar ulusal para basarak tahvil karşılığında bankalara verir. Bu döviz de genel de ticaret yaptığımız ülkeler yüzünden dolar oluyor. Bankalar bunu kredi olarak firmalara, firmalar ise maaş olarak ya size verir yada yatırım yapar ve yine maaş olarak size verir. Böylelikle piyasaya para girişi sağlanır. Ekonomi çarkı döner ve devam eder. Ekonomik durgunluk tehlikesi ortadan kalkar. Bir ekonominin devam etmesi için paranın yeteri kadar ve sürekli dolaşması gerekir. Eğer devlet üretimi destekleyici, ithalatı azaltıcı önlemler almadığı taktirde bir süre sonra elindeki döviz rezervi biter, aile örneğinde bilezik demiştik, ülkede ki bilezikler yer altı ve yer üstü kaynaklarıdır. Mesela Amerika yer altı kaynağı olarak zengin ama siyasi yönden zayıf ülkeleri ekonomik tetikçiler eliyle kendine borçlandırarak köleleştirir ve sonrasına yer altı ve yer üstü kaynaklarını satın alır. Eğer yer altı ve üstü gibi doğal kaynağınız yoksa aile örneğinde konu komşu olan borç kaynakları ülkeler için imf veya farklı bir ülke olur.
Devlet boş versin bunu yapmasın. Paramız bitince almayız diyemezsiniz. Eğer ekonomi içinde dönecek para olmadığında kriz yaşarsınız. Büyük buhran, 2008 küresel krizi en büyük örneklerdir. Halklar sürekli kredi çekerek üretim yapacak yatırım yapmak yerine saçma sapan şeylere harcama yapınca borçlarını geriye ödeyemediler. Bu gün ülkeye dönüp bakıldığı zaman insanlarımızın yaşam standardının göreceli olarak arttığını düşünebiliriz. Caddelerimiz de otomobil sayısının artışından, son model cep telefonu kullanımından, modayı takip edip ayak uydurmamızdan anlayabilirsiniz. Ancak kullanılan bu ürünlerin ne kadarı bize ait ve ne kadarımız bunları borçlanmamdan yapıyoruz. Kaçımızın borcu yok? Ekonomistlerin geneli insanların ki onlar iksiridir dili kullanarak hane halkı derler. Bankalara olan borçları ve üretmeden tükettiklerimi için Türkiye’de 2019-2020 senesi için likidite krizi bekliyor. Yani bu şu demek insanlar bir süre sonra bankalara borçlarını ödeyemeyecekler, devlette de bu borcu telafi edecek ve karşılığında para basacak yeterli döviz rezervi yok. Biliyorsunuz devletler ellerinde bulunan döviz rezervi kadar para basabiliyor. Devlet bu parayı basıp bankalara veremediğinde, bankalar firmalara kredi veremeyecek ve yatırım olmayacak, yatırım olmayınca istihdam olmayacak, işsizlik artacak… Görüyorsunuz her şey bir biriyle bağlantılı.
Yabancı markalara düşkünlüğümüz, sürekli para kaybetmemize sebep oluyor. Doların değerinin yükselmesinin bizi bu kadar etkilemesinin sebebi ki dış ticaret açısından söylüyorum. Ticaretimizin büyük bir kısmını dünyada hakim para birimi olan dolar ile yapıyoruz. Doların yükselmesiyle her bir dolar için kazanmamız gereken ulusal yani Türk lirası miktarı artıyor. Yani doları 2 lira kazanarak ödemek varken şimdiler de 5-6 lira kazanmamız gerekiyor. Durum ne yazık ki böyle… Devletin yakın zaman da tasarruf ve kemer sıkma politikaları bekleniyor ki kısa vade de başka da bir yol görünmüyor. Bunun en iyi örneklerinden biri Yunanistan’dır. Hatırlayın kemer sıkma politikalarını. Yukarıda anlatılanlar Yunanistanın başına geldi. Onlara Avrupa birliği yardım etti ama bize kim yardım edecek? Şimdiden ufaktan ufaktan tasarruf yapmaya başlayın. Hatta çocuklarınıza kumbara alın onlar da başlasın. Tasarruf yapmayı öğrensinler ki zor duruma düştüklerinde hiçkimseye el açarak köle olmasınlar. Son olarak herkes milli olmaktan bahsedebilir ama kim ne kadar milli olduğunu bilmek istiyorsa hayatında ne kadar yerli üretimden ürün kullanıyor ona baksın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir