Beş bin yıldır değişen alfabe

 

Türk dili bilinen 1500 yıllık edebi tarihinde dört esas, üç tane de yardımcı alfabe ile yazıldı. Yani devlet olarak Göktürk, Uygur, sonra Arap ve Latin alfabesi kullanılmıştır. Bu yaygın alfabelerden birisi yanı Uygurca, Cengiz Han’ın Moğol kançılaryasında da kullanılmıştı. Yani Uygurca gibi işlek bir yazı sayesinde, Türkçe de imparatorlukta temel geçerliliği olan bir dildi. Başka dinlere giren Türk topluluklarının kullandığı alfabeler de var; Kırımçak ve Karay Yahudileri İbrani alfabesi, Lemberg veya Liviv şehrinde bulunan mezar yaşlarındaki Armeno-Kıpçak denen Ermeni harfli Kıpçak Türkçesi, gene 19. yüzyılda Ermeni harfi ve Karamanlı dediğimiz Yunan harfli Türk edebiyatını da unutmamak gerekir.
Ermeni harfli Türkçe edebiyatının bilinen en iyi örneği Osip Vartan Paşa’nın romanıdır. Sayısız başka eder de vardır. Karaman Türkçesi dediğimiz Yunan harfli biyografisi listeleri ciltlerle ifade ediliyor. Hiç şüphesiz Müslüman olduğu için Sırp- Hırvatça’yı Arap harfleriyle yazan Bosnalılar, Arap harfi kulanan Arnavut ve Müslüman Yunanlılar da Osmanlı kültürünün yansımalarıdır.
Bütün bu alfabeler içinde Türkçeye en az uyum sağlayan Arap harfleridir. Hocamız olan İranlıların yaptığı değişikliklerle kabul ettiğimiz bu alfabede de maalesef Türkçenin sekiz adet ünlüsünün yani a ve e, ı ve i, o ve ö, u ve ü’nün karşılanmadığı açıktır. Arap harflerinde elif, a ve e için kullanılır. Ya harfi hem i hem y, hem de ı’dır. Vav ise hem v’dir hem de o ve ü, ö ve ü’dür.
Tanıdığımız kelimeleri karineyle okuruz. Bilmediğimiz isimler eğer Gothe gibi ecnebi bir isimse “köte” de olur “güte” de. Ecdadın isimleri ve yer adları ise bir meçhuldür. Ç ve p harflerini İranlılar ilave etmiştir. 19′ yüzyılda Şemsettin Sami gibi büyük adamlar, sekiz sesliyi ifade için çok gayret etmiştir. Bu gibi temkinli ıslahatçıların yanında Latin harflerinin kabulünü önerenler çıkmıştır. Nitekim Türk tiyatrosunun öncülerinden Azerbaycan’ın ünlü yazarı Mirza Fethali Ahudzade bizim Tanzimat tarihine böyle bir Latin alfabesi taslağını da sunmuştur. Doğrusu Mirza’yı terslemedikleri açık; hatta bir mecidiye nişanı ile taltif edilmiştir.
Enver paşa harp içinde yazışmalar kolaylaşsın diye başta, sonda, ortada farklı yazılan harfleri kaldırdı, daha doğrusu bitişik yazmayı yasakladı; bu yazıya Enveri yazı denir. Şu sıra İtalyan havayolları verdiği yiyecek paketlerinde domuz eti olmadığını belirtmek için herhalde düzgün Arapça bilen birini bulamadı veya matbaanın azizliğine uğradı ki Arapçayı aynı şekilde “Enveri” teknikle yiyecek kutusuna batırmış, okuyan gülüyordu.
İmla meselesi gazete yayıldıkça, bürokrasi büyüdükçe Türk düşüncesini işgal etmeye başladı. Alfabe değiştirmek kolay değil; 1928 Kasım’ında alfabe değiştirmeye cesaret eden pek azdı. Bizden önce bir tek Azerbaycan’da bir deneme söz konusu oldu. Türkiye’yi takiben bütün Rusya Türkleri Latin alfabesine geçtiler, ardından da Stalin’in emriyle Rus Kiril alfabesi kendilerine dayatıldı. Ama imla sorununu çözdükleri hiç söylenemez.
Bizim Latin harfleri Latin harfi olduğu için en mükemmelidir. Zira Romalılar eski Şark’tan Fenike ve Yunan alfabesinden süzülüp gelen en mükemmel imlemeyi oraya koydular. Bu alfabeyi kullanmak Türk dili için bir kazançtır. Hiç şüphesiz, yüzde yüz mükemmel bir alfabeden söz edemeyiz. Kullandığımız kalın k(kaf) ve ince k (kef) sorunu var, sonra uzun telaffuzda edilecek a var. “Baazı” demek lazım, “bazı” değil, “lazım” kelimesinde şapka lâzım; tüccarın “kâr”ıyla “kar” nasıl yazılır… Daha hassas olunca ha ve hı farkı var ama biz Türkler nasıl olsa o iki harfi faklı telaffuz edemiyoruz. Ayn harfini karşılayacak bir harf lazım mı? Doğrusu tartışılır. Bu vakitten sonra alfabede mühim değişiklikler yapılamaz. Ama 32 harften söz edene saldırmak da gerekmiyor.
Dil de hayat gibi değişiyor. İnsanların dilleri üzerinde düşünmeleri hem kaçınılmaz hem de gerekli. Kaldı ki teknolojik değişikliklerin, bilgisayarın alfabelerin başına türlü şeyler açtığı herkesin malumu. Üç harf fazladan konuşanları eleştirmek mümkün ama bilgisayar da “çatlaşırken-chat” dilimizin ve imlamızın içine edenleri eleştirmek pek çare olmuyor. Alfabe bu, dilde kolay; beş bin yıldır değişiyor.
Korumamız için uyanık olmamız lazım.

İlber Ortaylı-Türkiye’nin Yakın Tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir